İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Avrupa’nın Şark Rüyası: Türköri (Turquerie) Akımı ve Batı Sanatındaki “Türk” İmzası

ÖZET

1683 yılında Viyana kapılarına dayanan Osmanlı ordusu, Avrupa için kıyametin habercisiydi. Ancak sadece elli yıl sonra, aynı Avrupa’nın balo salonlarında kontesler “Sultana” kıyafetleriyle süzülüyor, krallar saray bahçelerine cami maketleri inşa ettiriyor ve Mozart, Mehter ritimleriyle Viyana’yı inletiyordu. “Korkunç Türk”ten “Egzotik Türk”e geçişin hikayesi, Barok ve Rokoko döneminin en renkli sanat hareketi olan “Turquerie”de (Türköri) gizlidir.


🎙️ Bu İçeriği Sesli Dinleyin

Okumaya vaktiniz yok mu? Avrupa’nın Şark Rüyası: Türköri (Turquerie) Akımı ve Batı Sanatındaki “Türk” İmzası makalemizi Mirasium Podcast farkıyla dinleyebilirsiniz.


Giriş: Korkunun Estetiğe Dönüşümü

Tarihsel anlatılar genellikle savaş meydanlarında başlar ve antlaşma masalarında biter. Oysa kültür tarihi, savaşların bittiği yerde başlayan sessiz bir etkileşim sürecidir. Yüzyıllar boyunca Hristiyan Avrupa’nın kolektif bilinçaltında “Deccal” veya “Barbar” olarak kodlanan Osmanlı İmparatorluğu, 18. yüzyılın şafağında şaşırtıcı bir kimlik değişimine uğradı.

Bu değişim, Osmanlı’nın askeri gücünün Karlofça Antlaşması (1699) ile dengelenmesiyle başladı. Tehlike uzaklaştıkça, merak baş gösterdi. Avrupa Aydınlanma Çağı’nın filozofları ve sanatçıları, Doğu’yu artık sadece bir düşman olarak değil; incelenmesi, hatta taklit edilmesi gereken alternatif bir medeniyet havzası olarak görmeye başladılar. İşte bu merak, Fransa’da doğup tüm kıtayı saracak olan Turquerie akımını doğurdu.

Bu akım, 19. yüzyılın sömürgeci ve ötekileştirici “Oryantalizm”inden kesin çizgilerle ayrılır. Turquerie; naif bir hayranlık, fantastik bir kaçış ve Batı’nın katı sosyal kurallarından (örneğin kadınlar için sıkı korselerden) Doğu’nun “rahatlığına” sığınma arzusuydu.


I. Bölüm: Diplomatik Bir Tiyatro ve Paris’te Bir Türk Evi

Turquerie akımının sosyolojik patlama noktası, diplomatik ziyaretlerin yarattığı şok dalgalarıdır. Osmanlı elçileri, Avrupa başkentlerine sadece padişahın mektuplarını değil, aynı zamanda Doğu’nun “sahne şovunu” da taşıdılar.

Müteferrika Süleyman Ağa Vakası (1669)

IV. Mehmed’in elçisi Müteferrika Süleyman Ağa’nın Paris ziyareti, modern magazin basınının atası sayılabilecek bir ilgiyle takip edildi. Kral XIV. Louis (Güneş Kral), Osmanlı elçisini ezmek için tahtını gümüşlerle kaplatıp elmaslar içinde karşısına çıkarken, Süleyman Ağa’nın sadeliği ve özgüveni Fransız sarayını ters köşe yaptı.

Ancak asıl etki, resmi kabulden sonra yaşandı. Süleyman Ağa’nın Paris’te kaldığı konak, adeta bir tiyatro sahnesine dönüştü. Parisli aristokrat kadınlar, bu gizemli Türk’ü görmek için bahaneler üretiyorlardı. Dönemin tanıklarından biri olan d’Arvieux, o günleri şöyle anlatır:

“Ağa’nın odası her zaman misk ve amber kokuyordu. Yerdeki halılar, duvarlardaki kumaşlar ve o güne kadar hiç görmediğimiz bir içecek olan kahvenin sunumu… Hepsi bir büyü gibiydi. Hanımlar, Ağa’nın etrafında pervaneydi.”

Bu ziyaret, Molière’in ünlü Kibarlık Budalası (Le Bourgeois Gentilhomme) oyununa ilham verdi. Oyun, Türk törenlerini hicvetse de, aslında Fransızların Türklere olan takıntısını tescilliyordu.

Süleyman Ağa, Hugues de Lionne ile görüşüyor.
Süleyman Ağa, Hugues de Lionne ile görüşüyor. – Görsel Kaynak: Wikimedia Commons

Yirmisekiz Çelebi ve Rokoko’nun Doğuşu

1721 yılında Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin Paris ziyareti ise Turquerie’nin “altın çağını” başlattı. Çelebi, sadece bir diplomat değil, bir entelektüeldi. Oğlu Said Efendi ile birlikte katıldığı her davet, giydiği her kaftan, Fransız modasında yeni bir akım yaratıyordu. Öyle ki, Fransız ressam Charles Parrocel, elçilik alayını kare kare resmederek bu görsel şöleni ölümsüzleştirdi. Bu dönemde Fransız saray kadınları arasında “saçları Türk usulü toplamak” ve “kaftan benzeri sabahlıklar (robe à la turque) giymek” bir statü göstergesi oldu.

Yirmisekiz Mehmed Çelebi Tuileries Saray Bahçesi önünde Fransa Kralı XV. Louis huzurundan ayrılmakta iken 1721
Yirmisekiz Mehmed Çelebi Tuileries Saray Bahçesi önünde Fransa Kralı XV. Louis huzurundan ayrılmakta iken 1721 – Kaynak: Wikimedia Commons

II. Bölüm: Leydi Montagu ve Harem’in Gerçek Yüzü

Turquerie akımını sadece erkeklerin fantezisi olmaktan çıkarıp, ona entelektüel bir derinlik katan kişi bir İngiliz aristokratıydı: Lady Mary Wortley Montagu.

İngiltere’nin Osmanlı Büyükelçisi’nin eşi olan Lady Montagu, 1717’de İstanbul’a geldi ve erkeklerin asla giremeyeceği bir yere, Osmanlı Harem’ine ve Türk kadınlarının hamam sefalarına tanıklık etti. Arkadaşlarına yazdığı ve daha sonra “Şark Mektupları” (Turkish Embassy Letters) adıyla yayınlanan mektuplar, Avrupa’daki “tutsak Türk kadını” imajını yerle bir etti.

Lady Montagu, Türk kadınlarının Avrupalı hemcinslerinden çok daha özgür olduğunu, mülkiyet haklarının bulunduğunu ve “ferace” sayesinde kimliklerini gizleyerek sokakta diledikleri gibi dolaşabildiklerini yazdı. Avrupalı kadınların korseler içinde nefes alamadığı bir dönemde, Montagu’nun tasvir ettiği “Türk Şalvarı” ve rahat kıyafetler, Batılı kadınlar için bir özgürlük sembolü haline geldi.

Montagu, mektubunda şöyle diyordu:

“Burada kadınlar, bizden çok daha fazla hürmet görüyor ve sandığımızdan çok daha fazla özgürlüğe sahipler. Onların zarafetini ve rahatlığını kıskanmamak elde değil.”

Bu mektuplar, Jean-Étienne Liotard gibi ressamların eserlerine ilham vererek, “gerçekçi Turquerie”nin temelini attı.

Türk Hanımı ve Hizmetçisi
Türk Hanımı ve Hizmetçisi – Görsel Kaynak: Wikimedia Commons

III. Bölüm: Tuvaldeki Hayal – Ressamların Gözüyle Turquerie

18. yüzyıl resim sanatı, soyluların kendilerini mitolojik kahramanlar yerine “Doğu’nun Sultanları” olarak resmettirmesiyle şekillendi. Bu, bir kostüm partisinden öte, kişinin entelektüel birikimini ve dünyaya açıklığını gösteren bir “imaj çalışması”ydı.

1. Jean-Baptiste Vanmour: Belgeselci Yaklaşım

Lale Devri İstanbul’unu en iyi belgeleyen sanatçı şüphesiz Vanmour’dur. Fransız elçisiyle birlikte İstanbul’a gelen ve hayatının sonuna kadar burada yaşayan Vanmour, padişahın kabul törenlerinden Patrona Halil İsyanı’na kadar her şeyi resmetti. Onun çizdiği 100 plakalık “Recueil de cent estampes representant differentes nations du Levant” (Doğu Uluslarını Gösteren 100 Gravür Koleksiyonu), Avrupa’daki tüm terzilerin, dekoratörlerin ve ressamların başvuru kitabı oldu. Bugün “Türk kıyafeti” denince akla gelen imgelerin çoğu Vanmour’un kaleminden çıkmadır.

« of 4 »

2. Carle van Loo ve Madame de Pompadour

Kral XV. Louis’nin metresi Madame de Pompadour, gücünü ve entelektüel birikimini vurgulamak için ressam Carle van Loo’ya poz verirken, dönemin modasına uyarak bir ‘Haseki Sultan’ kılığına girmiştir. Resimde Pompadour, kalabalık bir harem sahnesinde değil, oldukça mahrem ve konforlu bir köşede, divanına uzanmış halde görülür. Siyahi bir cariyenin sunduğu kahveyi kabul ederken, diğer elinde tuttuğu uzun çubuğuyla (pipo) Doğu’nun ‘keyif’ ritüelini icra etmektedir. Bu kompozisyon, Osmanlı kadınını sadece ‘gözetlenen bir obje’ olmaktan çıkarıp, lüksün ve rafine zevklerin tadını çıkaran asil bir figüre dönüştürür.

Madame de Pompadour
Carle van Loo, ‘Kahve İçen Sultana’ (Madame de Pompadour), 18. yüzyıl. Kaynak: Pera Müzesi

3. Jean-Étienne Liotard: “Sakallı Türk”

İsviçreli ressam Liotard, bu akımın en eksantrik figürüdür. İstanbul’da 5 yıl yaşamış, Türkçeyi öğrenmiş ve Avrupa’ya döndüğünde sakalını kesmeyi ve cübbesini çıkarmayı reddetmiştir. Londra ve Viyana sokaklarında bir Osmanlı gibi dolaşan Liotard, pastel boya tekniğiyle yaptığı portrelerde “oryantalist fanteziyi” değil, kumaşın dokusunu, ışığın sadeliğini ve Doğu’nun dinginliğini yansıtmıştır.

Jean-Étienne Liotard Türk Kıyafetli Otoportre
Türk Kıyafetli Otoportre – Kaynak: The Met Museum

IV. Bölüm: Alla Turca – Müziğin Ritmi Değişiyor

Görsel sanatların ötesinde, Turquerie kulaklara da hitap etti. Avrupa orduları, Osmanlı Mehter Takımı’nın (Janissary Band) savaş alanındaki psikolojik etkisini fark etmişti. Kös davullarının gürültüsü, zillerin (cymbal) keskin sesi ve çevganın ritmi, Batı müziğinin “vurmalı çalgılar” eksikliğini tamamladı.

Müzik terminolojisine “Alla Turca” (Türk stili) olarak giren bu akım, klasik müziğin en büyük dehalarını etkisi altına aldı:

Mozart Sonate KV 331 Variation 6 bars 13 15
Türk Marşı’nın bulunduğu piyano sonatından bir kesit. Kaynak: Wikimedia Commons
  • Mozart’ın Türk Tutkusu: Mozart, Saraydan Kız Kaçırma (Die Entführung aus dem Serail) operasında, sadece müziği değil, konuyu da “Türk”leştirmiştir. Operada Selim Paşa, gaddar bir tiran değil, affedici ve yüce gönüllü bir hükümdar olarak çizilir. Bu, Aydınlanma Çağı’nın “Erdemli Türk” imgesidir. Ünlü Rondo alla Turca (Türk Marşı), mehterin ritmik yapısının piyanoya uyarlanmış halidir.
  • Piyanodaki “Yeniçeri Pedalı”: 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başında üretilen bazı piyanolarda, davul ve zil sesi çıkaran özel bir “Yeniçeri Pedalı” (Janissary Stop) bulunuyordu. Bu, Türk müziği modasının enstrüman üretimine kadar yansıdığının en somut kanıtıdır.
Wolfgang Amadeus Mozart , Kamu malı, Wikimedia Commons aracılığıyla

V. Bölüm: Maddi Kültür – Kahve, Lale ve Turkuaz

Turquerie, sadece sanat değil, gündelik yaşamın nesneleri üzerinden de ilerledi.

  • Kahve Seremonileri: Kahve, Avrupa’ya Venedikli tüccarlar ve Viyana kuşatması sonrası girmesine rağmen, onun bir “aristokrat içeceği” olması Turquerie sayesinde gerçekleşti. Kahve içmek, özel porselen fincanlar, ibrikler ve yanında sunulan tatlılarla bir törene dönüştü. Meissen porselen fabrikası, “Türk stili” fincanlar üreterek bu talebe karşılık verdi.
Jean-Baptiste Vanmour - "Kahve İçen Kadınlar"
Jean-Baptiste Vanmour – “Kahve İçen Kadınlar” (Woman Drinking Coffee) – Kaynak: Wikimedia Commons
  • Turquoise (Turkuaz): Fransızca “Türk taşı” anlamına gelen bu kelime, Osmanlı topraklarından gelen firuze taşının Avrupa mücevheratında moda olmasıyla dile yerleşti.
  • Mobilya ve Dekorasyon: Avrupa evlerine “Sofa” ve “Divan” kavramları girdi. Fransız mobilya sanatında “Ottomane” adı verilen, yastıklarla desteklenen alçak kanepeler, salonların baş köşesine yerleşti. Boudoir’lar (kadınların özel odaları), Türk halıları ve nargilelerle dekore edilerek “küçük bir İstanbul” yaratılmaya çalışıldı.

VI. Bölüm: Akımın Sonu ve Oryantalizme Geçiş

19. yüzyıla gelindiğinde, sanayi devrimi ve sömürgecilik rüzgarları Turquerie’nin masumiyetini sildi. Napolyon’un Mısır Seferi (1798) ve Osmanlı İmparatorluğu’nun “Hasta Adam” olarak nitelendirilmeye başlanmasıyla birlikte, Batı’nın Doğu’ya bakışı değişti.

Artık Doğu; hayran olunan, taklit edilen, güçlü ve gizemli bir “eşdeğer” değil; yönetilmesi, sınıflandırılması ve eğitilmesi gereken “geri kalmış” bir coğrafyaydı. Turquerie’nin yerini, Edward Said’in tanımladığı anlamda politik ve hegemonik Oryantalizm aldı. Delacroix’nın veya Ingres’in tablolarındaki Doğu, artık neşeli ve renkli değil, çoğu zaman şiddet içeren, aşırı erotize edilmiş ve pasif bir Doğuydu.


Sonuç: Kılıçtan Tuvale Bir Kültürün Estetik Zaferi

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Turquerie akımı bize kültürlerin geçirgenliğini ve sınırların aslında ne kadar yapay olduğunu hatırlatır. Anadolu topraklarından filizlenen estetik, müzik ve yaşam kültürü; bir dönem Avrupa’nın hayal dünyasını öylesine derinden şekillendirmiştir ki, bu etkinin izleri Mozart’ın notalarına, Madame de Pompadour’un ipekli giysilerine ve Versay’ın bahçelerine sinmiştir.

Bu tarihsel süreç, “etki” kavramının tek yönlü (Batı’dan Doğu’ya) olmadığını, Anadolu medeniyetinin “Yumuşak Gücü”nün (Soft Power) yüzyıllar öncesinde bile kıtalararası bir cazibe merkezi oluşturduğunu kanıtlar. Turquerie, Avrupa’nın Osmanlı’ya yazdığı bir aşk mektubuydu; biraz fantastik, biraz abartılı ama kesinlikle büyüleyici.

O dönemden bugüne kalan tablolar, gravürler ve besteler, sadece bir moda akımının belgeleri değil; korkunun meraka, merakın ise hayranlığa dönüştüğü nadir bir insanlık deneyiminin ortak mirasıdır.


Dönemin Turquerie Akımına ait ikonik eserler:


🎥 Video Anlatım


Kaynakça ve İleri Okuma

Bu makale hazırlanırken, konuyla ilgili temel akademik eserlerden ve kamuya açık arşivlerden yararlanılmıştır.

  1. Boppe, Auguste. Les Peintres de Turquerie au XVIIIe siècle. Paris: Librairie Hachette, 1905.
  2. Göçek, Fatma Müge. East Encounters West: France and the Ottoman Empire in the Eighteenth Century. Oxford University Press, 1987.
  3. Stein, Perrin. “Amédée Van Loo’s Costume Turc: The French Sultana.” The Art Bulletin, Vol. 78, No. 3, 1996.
  4. Williams, Haydn. Turquerie: An Eighteenth-Century European Fantasy. Thames & Hudson, 2014. (Dönemle ilgili en kapsamlı modern kaynaktır).
  5. Metropolitan Museum of Art. “Turquerie.” Heilbrunn Timeline of Art History. (Erişim: Mirasium).

Mirasium Sunar

TURQUERIE

Avrupa'nın Şark Rüyası

⚖️

Lisans ve Telif Uyarısı

Medya kullanım kuralları

Bu içerikte yer alan tüm medya dosyalarının (görsel, video, ses, belge vb.) lisans/telif bilgilerini ilgili eser açıklamalarından kontrol edin.

📚 Şartlar ve Koşullar Oku

Yorumlar kapatıldı.